Neler Oldu?

1.jpg

 

Hepinize meraba,

Bloga bugün bile korkarak giriyorum çünkü ihmal ettim ve nereden başlasam bilmiyorum yazmaya. O yüzden maddeler halinde kısaca anlatacağım.

Neler oldu?

  • Bahar yarıyılının ilk staj rotasyonunu tamamladım ve beklediğimden on kere daha iyi geçti
  • Geçtiğimiz 8 haftada 4 kişiyle görüşmüş olabilirim ve bu öylece bakıldığında kötü bir rakam gibi durabilir. insanların hayatıma girip çıkma süresi 2 haftayı almadı ama bence bu onların gerizekalılığı (ne var?!)
  • Evet ben de öyle düşündüm ve çok eşlilikten tek eşliliğe aşırı derece yavaş adım atarak en sonunda hiç eşliliği tercih ettim
  • İlk defa bir fizyoterapist olarak bir operasyona katıldım ve müthiş eğlendim
  • Bu arada hiç eşliliğe geçiş süreci inanın çok eşlilikten daha acı oldu çünkü az kalsın başıma geçen dönemkine benzer şekilde berbat şeyler geliyordu. Neyse ki artık insanları başımdan atmak konusunda prof oldum. Yine de durumum iyi değildi
  • Ta ki hayatımda gördüğüm en mükemmel insanla karşılaşana kadar
  • Şimdi size soruyorum;yüzde doksan ihtimalle hayatınızda bir daha görmeyeceğiniz birine karşı çok güzel şeyler hissetseniz ne yapardınız? Bu cevabı düşünün,çünkü bende sadece bir telefon numarası var ve onunla ne yapacağım hakkında bir fikrim yok.Yani durum yine iyi değil
  • Bu arada sınıftaki rezil durumlar sebebiyle fakültenin içinde panik atak geçirdim(çakın bir beşlik) ve artık direnmekten vazgeçip doktora gittim. Tekrar ilaç kullanıyorum ve buna sebep olan tüm o insanları hayatım boyunca affetmeyeceğimi rahatlıkla söyleyebilirim
  • Stajın 2.rotasyonunu yarıladım ve vizelerimi atlattım.Söylemem lazım,bu dönem geçen dönemden bin kat daha iyi geçiyor hem de tüm bu doktorun odasında zırlama/ilaç kullanma muhabbetlerine rağmen. Çünkü bakacak olursak hayatı bana zıkkım eden insanları kendimden uzak tutmayı başarabiliyorum
  • Bu aralar hiç kitap okuyamıyorum
  • Mezun olmama 1 buçuk ay kaldı. Hem mutlu hem mutsuzum aslında. İş bulma kaygısı ve gelecek belirsizliği içindeyim

Umarım haftasonunuz benimkinden iyi geçiyordur. Ben şimdi nöroloji kitabıma dönüyorum,hoşçakalın

Yeni Çıkanlar #Şubat

Bugün beynim boş,yani yazının başına iliştirecek bir şeyim yok. Ama bu iyi bir şey. İyi bir ay olur umarım,görüşmek üzere.

wp-1486304076732.jpg

Kirli Bir Gün – Mehmetcan Kösedağ 15,00TL

1

“Bu gece burada kalacağım, gün doğmadan neler doğar sözünü yalancı çıkartmak için günün doğumunu bekleyeceğim. Herkes o romantik tavırlarıyla gün doğumunu izlemeye çıktığı zaman, ben zaferimi kutluyor olacağım.”

 “Sizinle beraber yaşayarak fazlasıyla zaman kaybedip olduğum yerde sayıyorum zaten, bir de olmayacak bir hayalle yaşayıp kafayı sıyırmanın anlamı yok. Yaptığımın saçma olduğunu biliyordum ama bunu yapmak hoşuma gidiyordu. Böyle bir anı yaşamam gerektiğini düşünerek yaşadım ve şimdi bitiriyorum. Müsaade edin vedalaşayım.”

 İç sesleri bedene bürünmüş, onlara bir karakter vermiş ve iç sesleriyle yaşayan bir adam. Hayatta kendine yer bulamayıp yitip giden bir insanın hikayesi.

Baharla Gelen – Erhan Bener 19,00TL

2

Türk edebiyatında varoluşçu etkiler barındıran ilk yapıtlardan biri olan Baharla Gelen, kahramanı Reha’nın yaşamının farklı dönemlerine tanıklık ederken, ustalıklı kurgusuyla okuru aslında en temel felsefi sorularla yüzleştirmekte.

Zorlu geçen askerlik süreci ve hemen öncesinde yaşadığı bunalımlı dönem olmak üzere, Reha’nın yaşamının iki farklı kesitinin iç içe geçişler ve geri dönüşlerle aktarımı, ana karakterin “dönüşümünü” de sergiler. Kahramanın kararsızlıkları, çekinceleri, mücadeleleri, iç konuşmalarında ortaya konur ve bir ruhsal olgunlaşmaya okur da anbean tanık olur: İstanbul’dan yaşadığı sıkıntılarla askere gelen Reha ile, kışlanın ve taşranın etkisi altındaki asker Reha, aynı kişi değildir artık.

 

Yüzbaşı Corelli’nin Mandolini – Louis de Bernieres 35,00TL

31941 yılında, genç bir İtalyan subayı olan Antonio Corelli, işgal kuvvetlerinin emriyle Kefalonya’ya sevk edilir. İlk günlerde yerel halk tarafından dışlansa da, barışçıl bir savaş yürütmek isteyen tutkulu ama fanatiklikten uzak kişiliğiyle, zamanla kibar, esprili bir asker ve muhteşem bir müzisyen olduğunu kanıtlar.

Bölge doktorunun kızının, bir yeraltı militanı olan nişanlısına yazdığı mektuplar yanıtsız kalınca, bir aşk üçgeninin ortaya çıkması da kaçınılmaz hale gelir. Ancak bu kırılgan aşk, yaklaşan vahşi savaşın ayak sesleri duyulurken ve işgalciyle direnişçinin arasına kalın çizgiler çizilirken var olmayı başarabilecek midir?

Nagazaki – Yuichi Seirai 25,00TL

471 yıl önce, ikinci atom bombasının patladığı nokta, yani bombanın hipomerkezi (Japonca bakushin-chi) Nagazaki’nin Urakami semti olmuştu. Bu kitaptaki öyküler, bu nükleer şiddetin günümüz Urakami sakinlerinin kolektif belleklerinde yarattığı travmalar ekseninde gelişiyor.Öykülerin referans aldığı bir başka tarihsel bellek ise, 16. Ve 17. Yüzyılda Hristiyanlığı kabul eden Japonlara karşı kendi devletleri tarafından uygulanan sistematik şiddet ve zulüm. YuichiSeirai, ilk bakışta bu iki tarihsel belleğe yabancılaşmış gibi görünen öykü karakterlerinin aslında nasılda bunların derin etkisi altından olduklarını ustalıkla betimliyor. Üstelik, o zamana kadar süren saf, masum, günahsız Nagazaki imgesini de tersine çevirerek yapıyor bunu. Nagazakililerin deliliklerini, şiddet eğilimlerini ve günahlarını, devlet denen mekanizmanın delilik, şiddet ve günahlarıyla karşı karşıya getiriyor.

 

Haftasonu Ne İzlesem #Part8

 

Tatilin son günlerini yaşıyorum ne yazık ki. Üstelik yarın doğum günüm. Doğum günümüz yani. İnanın doğum günümden hiç hoşlanmıyorum ama bu günle ilgili tek iyi bir şey varsa o da asla yalnız kalmıyor oluşum(ikizinin olması süper) Onun dışında tüm sorunlarım bitti ve naneli sakızın verdiği ferahlık hissi gibi bir his yaşadım. Bu döneme ve yanında gelecek tüm sorunlara,yeni derslere ve sınavlara ve iğrenç sosyal durumlara hazırım. Tişikkirler.

Bu haftaki film listesi aşağıda,filmleri izlediyseniz fikirlerinizi yazın lütfen. İyi haftasonları.

wp-1484492164664.jpg

The Theory of Everything 2014

1

Ünlü fizikçi  Stephen Hawking’in ilk karısıyla tanışma hikayesini ve 21 yaşındayken ortaya çıkan ALS hastalığıyla beraber baş edişlerini konu alan film son zamanda sıkça karşınıza çıkıyor olsa gerek. Malum, Sevimli Canavarlar Nelerdir Nerelerde Bulunurlar filminde başrol oynamasından sonra Eddie Redmayne’nin bu filmi resmen hortladı. Eddie Redmayne’i sevmiyorum,amakesinlikle Stephen Hawking rolünde harikalar yaratmış.

Hidden Figures 2016

2

Film,geçmişte Nasa’nın çalışmalarına önemli katkılarda bulunmuş 3 siyahi kadını konu ediyor. Uzaya yollanan ilk astronot dahil bir sürü önemli operasyon ve bunların hesaplanmasında yardımı bulunan ve buna rağmen hem siyahi hem kadın oldukları için geri plana itilmiş bu üç önemli kadının hikayesi bu yıl birçok ödül aldı. Hem kadın hakları açısından hem de ırklar arası eşitliğin önemine vurgu yapması nedeniyle izlenmesi gerekli bir film bence.

La La Land 2016

3

Bu blogda yazan 3 kişiden 2’sinin adeta nefret ettiği bir film olduğunu söyleyebilirim. Nefret etmeyen o bir kişi  ben oluyorum. Evet yani ben de müzikalleri sevmem ama film oldukça nostaljikti. Eski filmlere benzeterek yapıldığını düşünüyorum. Los ANgeles’a ünlü olma hevesiyle gelen binlerce insanda ikisi olan Sebastian ve Mia’nin yollarının kesişmesi ve aralarında doğan aşkı anlatıyor. Filmde en sevdiğim nokta Jazz’a sürekli yapılan övgüydü. Beni rahatsız eden yegane şeyse sonu oldu. Hatta basbayağı gıcık etti. Bana biraz Woody Allen filmlerini de hatırlattığını söyleyebilirim.

The Intern 2015

4

Bu filmi hala izlemediyseniz hemen izleyin çünkü çok sevimli bir Robert De Niro’yu barındırıyor. Emekliliğinden sonra eşini kaybeden Ben 70 yaşında stajyer olarak bir şirkette işe başlıyor ve şirketin sahibi Jules’la arkadaş oluyor. İnsanı neşelendiren,hafif bir film.

Looper 2012

5

2072’de zaman yolculuğu gerçek olmuş ama yasadışı ve o zamanın artık mafyası mı desem,öyle birtakım tehlikeli adamları artık öldürmek istedikleri insanları 30 yıl öncesine gönderip Tetikçi’lere öldürtüyor.  Bir tetikçi olan Joe da öbür tetikçiler gibi bir gün emekli olacağı ve zengin yaşaycağı günü beklemektedir. Ta ki öbürleri 2072’den öldürmesi için Joe’ya kendi yaşlı halini yollayana kadar. Çok aksiyonlu ve Bruce Willis’li bir filmdi,şiddetle tavsiye ediyorum.